21 Mart 2015 Cumartesi

XANTHI (ISKECE)


Yunanistan'dan geçtiğimiz aylarda aldığım Schengen Vizesi'nin vadesi bu ay sonunda dolacaktı. Ben de süresi hazır bitmemişken, ödevlerin hayvansılığına ve sınavların yaklaşmasına inat ufak bir haftasonu kaçamağı olarak Yunanistan'a gitmek istedim. Adalar yaz planlarım arasındaydı. Atina'ya da sırf iki gün için açıkçası gidiş dönüş 300 350 tl vermek istemedim.




Geriye kalan tek seçenek Yunanistan'ın kuzey bölgesiydi. Buralardaki şehirlerle ilgili blogları okuduktan sonra İskeçe ve Kavala'nın görülmeye değer olduğuna karar verdim. (Selanik biraz daha uzak kaldığından onu yaza iteledim)



Son dakikaya kadar gidip gitmeme konusunda kararsızdım, öyle ki internetten kararsız kalma ile ilgili makaleler okuyordum. Sonra bir bakmışım otobüsteyim, kulağımda Despina Vandi şarkıları...

İlk durağım İskeçe (Xanthi) şehri oldu. Aslında geçtiğimiz ay yapılan İskeçe Karnavalı'nı kaçırmıştım ve bu belki de Yunanistan'ın en eğlenceli olayı felanmış. Kafamı hangi duvara vursam bilemedim ama şehrin kendisi ve etrafındaki köylerin yanında rafting merkezi haline gelmiş Nestos Nehri yeterince merak uyandırıcıydı benim için.

ULAŞIM

Otobüs demişken; Yunanistan'ın kuzey bölgesine yolcu taşıyan pek çok otobüs firması var. Derya Turizm'in seferleri haftada bir gün ve akşam üzeri olduğu için bana biraz saçma geldi. Gece oraya varıp naapacaksınız? Alpar Turizm'in ise düzenli olarak gayet makul fiyatlara seferleri vardı, ancak bu firmayla gitmek istiyorsanız dönüş için önceden rezervasyon yapamıyorsunuz. O artık biraz kumar oluyor, gidince oradaki otogardan halletmek gerekiyor(muş). Kaldı ki adamlar gün boyu bilet için aradığımda telefonlarıma cevap vermediler.

Geriye de Metro ve Ulusoy kaldı, evet onların da seferleri mevcut! Ben Metro Turizm'i seçtim. Gidiş dönüş yaklaşık 170 TLye maloldu. 

Bu bölgeye gitmeyi düşünen ve kendi aracı olmayan her insan bu dört firma için araştırma yapacak ve dördü için de birbirinden kötü şikayetler okuyacak. Ama şöyle düşünün, epi topu altı saat yahu, ne fark edecek?

Neyse, Metro Turizm'den aslında memnun kaldım. Muavin yarım yamalak tatlı bir aksanla Türkçe konuşan tonton bir amcaydı. Çay, kahve ve abur cubur servisi yerindeydi. Koltuklar falan da rahattı.

Ha, tabi gümrükte beni pişman olma noktasına sürükleyen olaylar oldu mu oldu, bir kere en az bir saat beklemece. Bu süreçte öncelikle İpsala'daki Türk sınırından çıkışta bulunan gümrükten geçerken pasaport kontrolü yapılıyor. Önceden bankadan çıkış harç pulunuzu yatırın ki o soğukta gümrükte onunla uğraşmayın. Daha sonra da Yunanistan'a girişte Yunan polisleri pasaportunuzu kontrol ediyor ve size "Nereye gidiyon?" diye soruyorlar (literally). Arada bir de Duty Free molası var. Gümrükte kuyruk trafik vs. yoksa 1 buçuk saatte işler halloluyor.

Bu sırada otobüsün ön kısmından duman çıktığı için "piston aşağı indi" videosundaki gibi otobüsten dışarı fırlamamız, İsrailli bir turist kızın vize sorunu nedeniyle ülkeye alınmaması, bir kişinin de kusması dışında bir sorun yaşanmadı.

NERELERİ GEZDİM?

Şehre hava henüz aydınlanmamışken vardım, Metro'nun kendi yazıhanesinde indik. Mecburen taksi tutmak zorunda kaldım ama neyse ki yaklaşık 5-6 dklık bir yolu 4 euro ödeyerek gitmeyi başardım. Yani taksiyle ulaşım pahalı değil.

Otele yerleşip (yazının konaklama kısmında bahsedeceğim) bir iki saat uyuduktan sonra kendimi sokaklara vurdum. Hava internet sitelerindeki forecast raporlarına göre çok daha sıcak ve güneşliydi.

Açıkçası şehrin en önemli kozu old town diye adlandırılan bölgesi. Buranın dışında kalan alanlar için şöyle diyeyim; Gaziosmanpasa'ya gidip sokakların fotoğrafını çeksem ve burası Iskeçe desem inanırsınız.

Kentriki Platia


Saat Kulesi

Şehrin meydanı Kentriki Platia'ya vardığınızda işler değişmeye başlıyor.  Meydanda güne henüz başlamış olan şehrin tatlı koşuşturması içinizi ısıtmaya başlıyor.

Meydanda limon sarısı kendini çok belli etmeyen bir saat kulesi var. Etrafında ise kafeler ve fast food mekanları sıralanmış.

Sehrin en cazibeli yapısı Kathredikos Naos tis tou Theou Sofias da burada yer alıyor.  Aslında kiliseye Hagia Sofia da deniyor ama o şekilde görsellerde aratınca onun yerine karşınıza ne çıkacağını tahmin
edersiniz.

Aşırı uzun ismi olan kilise

OLD TOWN

Heyecanla meydanı geçip Old Town'a doğru yol alıyorum. Çamurlu sokakların, harabe binaların yerini daha bakımlı, daha renkli, bir iki katlı binalar almaya başlıyor.



Folklore Museum

Old Town'da kapanmadan önce gezmek istediğim bazı yerler var. Bunlardan ilki şehir hakkında tarihi bilgi almama yarayacak olan Folklore Museum.



Old Town'daki belki de en renkli ve gösterişli ev bu müzeye ait.

Giriş 2 euro,  öğrenciye 1 euro oluyor.

Içeride beni gayet duzgun ingilizcesi ve kibar/ sevecen tavırlarıyla müze görevlisi karşılıyor.  Girişte sağdaki oda sınıf olarak kullanılıyormuş, okul öncesi egitim veriliyormuş. Hakikatten iceride minik minik çocuklar vardı.  Awww ne tatlı dedikten sonra müzenin içine devam ediyoruz.

Adam hiç üşenmeden bana müzenin tarihini uzun uzun anlatmaya başlıyor.  Bir kere Iskeçe, Kavala ve çevresi Osmanlı döneminde tütün üretiminde zirveye çıkan yerlermiş.  Tütün tüccarlarından oluşan bir burjuva sınıfı ortaya çıkmış. Bu tüccarlardan biri olan Kuyumcuoğlu ailesi ikiz oğulları için bu evi yaptırmış.  Evin zemin katı ikizler için ayrı ayrı oturma odalarını kapsıyor.  Ust katlarda ise yine ikizler eşleri ve çocukları için ayrı ayrı yapılmış odalar mevcut. Evin simetrik yapısı da buradan geliyor. İkiz kardeşlerin özel hayatları birbirinden tamamen ayrılmış.

En alt katta ise hizmetçilerin yemek hazırladığı ve yaşadığı loş odaları geziyorsunuz. Evin dekoru insan maketleri, mücevher, piyano gibi eşyalarla daha da zenginleştirilmiş. Maketlerin üzerindeki kıyafetler dönemin giyim tarzına dair bilgi verir nitelikte.




Yarım saat süren bu turun sonunda müze görevlisi ve iki arkadaşıyla muhabbet ediyoruz uzun uzun. Adamlar Türk olduğumu duyunca baya ilgileniyorlar. Candan Erçetin ve Sezen Aksu hayranı imiş kendileri.  Hatta haftaiçi her gün wwwradio899.gr adlı sitede yayın yaptıklarında bu ikilinin şarkılarını çalıyorlarmış bazen. Aşırı sevecen ve ilgililer. Yemek yerleri öneriyorlar. Bir sonraki durağım olan The House of Shadows' u bulmama yardım ediyorlar.

The House of Shadows

Adındaki korkutuculuğun aksine son derece eğlenceli bir müze.  Çok fazla duyulduğu söylenemez çünkü zaten birkaç yıllık bir oluşum.

Müzenin olayı şu: Triandafyllos Vaitsis adında genious bir beyefendi kıyıda köşede topladığı kırık eşya parçalarını kullanarak öyle şeyler yapıyor ki kendileri bir şeye benzemese de duvardaki gölgelerinden Einstein, Marilyn Monroe falan çıkıyor.




Müzenin girişi 2 euro. Bu arada görevli kızla İngilizce konuşurken bir noktadan sonra baya baya Türkçe bildiğini anlıyorum. Şu an unuttum ama ya bir Türk tarafı vardı ya da öyle bir şey. Neyse, gezim sırasında bana refakat edip her eserin arkasındaki olayı anlatıyor. Gölge-resimlerde ölüm-yaşam temasından, teknolojinin sosyal hayata etkisine çok geniş bir repertuar mevcut.

Toplasan 3-4 tane oda var. Dediğim gibi yeni bir oluşum. Ama ressam yeni projeler üzerinde çalışmaktaymış, hatta sipariş üzerine kişiye özel çalışmaları da oluyormuş. Mesela adamı arıyorsun, bana Adriana Lima gölgesi yap evimde sergileyecem diyorsun, adam  yapıp veriyor.

Tesadüfen müze çıkışında adamla karşılaşınca biraz sohbet etme imkanı bulduk. Kendisi önümüzdeki sene İstanbul'da bir sergi açmayı düşünüyormuş, zannediyorum ki o zaman hak ettiği üne kavuşacaktır eserleri.

Old Town Sokakları:

Gerçekten her köşesinden huzur akan bu bölgenin en belirgin özelliği yer yer Osmanlı yer yer Bizans etkilerinin görüldüğü rengarenk evlerdi. Bu evlerin çoğunluğu eskiden bölgede yaşayan zengin tütün tüccarlarının ikamet ettiği evlermiş. Şimdi yaşayanlar var mı yok mu tam bilmiyorum, bir kısmında olabilir.



Bunun dışında yine Osmanlı'nın son zamanlarında yaptırılmış irili ufaklı kiliseler de bu bölgede yer alıyordu.

Yukarılara çıktıkça bir de ne göreyim, cami?? Harbiden de küçücük bir camiydi ve içinden Türkçe konuşan insanlar çıktı. Ben de zaten ne zaman Türk göreceğim diye merak etmiyor değildim, çünkü Türk nüfusunun oldukça fazla olduğu bir şehirdeyim.

Yanlarına gidip konuşmaya çekindim açıkçası, suratlarında bir mutsuzluk, hayattan bezmişlik vardı. Kaygılılardı. Merhaba ben de Türk'üm desem "Bravo" diyip geçerlerdi belki.

Stavroupoli Fiyaskosu:

Şehrin yakınlarından Nestos adında bir nehir geçtiğini ve bu nehir üzerinde kano, rafting gibi bilumum aktivitenin gerçekleştiğini öğrenince baya bir araştırıp buraya nasıl gidileceğini nihayet öğrendim.

Ktelxanthis adlı firmanın belli bir saate kadar nehrin kenarındaki Stavroupoli köyüne otobüs seferleri vardı. Stavroupoli de bazı bloglarda okuduğum kadarıyla kendine özgü, doğayla iç içe, harika manzaralarla karşılaşabileceğimiz bir köymüş. Bir iki fotoğrafa bakınca da harbi beğendim. Ayrıca köyün kendi Folklore Museum'u da varmış. Bunları duyunca öğlen 3 gibi kendimi otobüste buluverdim. Artık ne çıkarsa bahtımaydı.

Pek bir şey çıkamadı.

Folklore Museum kapanmıştı, onun dışında da pek çok yer kapalıydı. Bakkalın birine nehir kenarındaki hiking yoluna nasıl ulaşabileceğimi sorduğumda tren yolunun olduğu tarafı gösterdi.

Gerçekten sokakta sadece ben ve köpekler vardı. Sıkıntı da burada başladı. Hangi evin önünden geçtiysem bahçesinden bir köpek çıkıp yabancı gördüğü için etrafımda bir dakika boyunca hiddetle havlayıp durdu. 1,3,5 derken 10'u geçti. 10 kere üst üste 17 Ağustos Gölcük Depremi yaşamak gibi bir şeydi. Dişlerimi ve yumruklarımı sıkmaktan ve korkudan gözlerim dolmaya başladı. Usulca girmeye çalıştığım her restoran, kafe vs kilitliydi.

En sonunda şehrin sağlık merkezine sığındım ve geri dönmek için yalvardım. Tesadüf, kadınlar da Türkçe biliyormuş "napıyon burda" diye sordular. gel de anlat.

Bir sonraki otobüsle şehir merkezine döndüm. beni köye getiren otobüsün aynısıydı. Şoför önce mal mal baktı sonra da pis pis sırıttı.

Doğayla baş başa güzel bir öğleden sonra geçireyim derken neler oluyordu az daha... Bu da bu saçma maceradan geriye kalan tek fotoğraf.



NE YEDİM?

MezeBar

Öğle yemeğimi Old Town'daki bu restoranda yedim. Stavroupoli'ye gitmem konusunda yardımcı olan restoran da burasıydı.

Hayatımın en güzel yemeğini burada yemiş olabilirim.

Aşağıda fotoğrafta gördüğünüz kalamarın içine eritilmiş leziz yunan peyniri, domates ve biber doldurulmuş.



Sırf bunu yiyebilmek için bile İstanbul'dan kalkıp İskeçe'ye gelirdim herhalde.

Ve bu food porn ziyafeti için 5.50 euro ödedim sadece.

Ayrıca meşhur olduğunu duyduğum için 2.5 euroya frappe de içtim. Bildiğimizden çok farklı özel bir lezzeti yok ama oturup soluklanmak ve serinlemek için idealdi.

Yunanlıların deniz mahsülleriyle aralarının iyi olduğunu bilirdim de bu kadarını bilmiyordum.

Fast-Food, Take Away Food

Hamburger ve Pizza dilimi tarzı daha da ucuz şeyler yiyebileceğiniz pek çok yer var. Bunlar genelde Old Town'ın girişinde ve meydana çıkan 28is Oktovriou isimli caddenin etrafında toplanmış. Akşam burada çok da lezzetli olmayan ama boyut olarak baya büyük bir pizza dilimiyle karnımı doyurdum.

GECE

Tek başıma olduğum için ve haftaya yetiştirmem gereken ödevler olduğu için (!!!!) pek bir mekana giremesem de dışarıdan gözlemlediğim kadarıyla öğrenci nüfusu oldukça fazlaydı ve özellikle geceleri Old Town'ın girişindeki barlar baya kalabalık ve hatta tıkış tıkıştı. Sokakta ise bütün gençler birbirini tanıyor ve laf atıp duruyorlardı (iyi anlamda).

Yazın buraya arkadaş grubuyla gelinebilir ve pek tabi buralarda gece geç saatlere kadar oturup güzel vakit geçirilebilir.

KONAKLAMA

Old Town bölgesinde konaklamaya uygun pek yer yok diye biliyorum. Genelde oteller Gaziosmanpaşa kısmında yer alıyor.

Gecesi 30 euroya Paris Hotel diye gayet konforlu ve geniş odalı bir otelde kaldım. Kahvaltı da fiyata dahildi ve fena da değildi.

Tek sıkıntı geceleri biraz soğuk olması ve ne hikmetse klimanın odayı ısıtmaya yetmemesiydi.

***

İskeçe, yani Xanthi, mütevazı görüntüsünün altında yatan güzellikleriyle, eğlenceli ve sıcakkanlı insanlarıyla, inanılmaz yemekleriyle, gölge müzesiyle ve tabi ki gizemini çözemediğim civar köyleri ve Nestos Nehriyle Yunanistan'a giden herkesin mutlaka bir gün ayırması gereken şehirlerden.

Ayrıca yazının başında belirttiğim gibi, Şubat aylarında yapılan İskeçe Karnavalı da (ben kaçırmış olsam da :'(( ) buranın en ilginç olayı. Sırf bunun için bile gidilebilir bence.

2 yorum:

  1. Baya enteresan bir otobüs yolculuğu olmuş ama şehir çok güzel görünüyor hem de epey ekonomik olmuş yolculuk buarada Selanik de çok güzel bir yer gittiğinizde beğeneceksiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Buyuk sehirler yaza kaldi vakitsizlikten :/ tesekkurler :)

      Sil

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Google+ Followers

Google+ Badge