31 Mart 2015 Salı

BARSELONA (Son Iki Gun)

Önceki yazımda Barselona'da geçirdiğim ilk iki günden ve o esnada gezdiğim yerlerden bahsetmiştim. Bu yazımda da burada 3. ve 4. günlerde gezdiğimiz  yerlerden bahsedeceğim.



Ne duruyoruz o zaman?



3. Gün:

Bugün ayın ilk Pazar gününe denk geldiği için aslında bedava müze günü olmasını planlamıştık. Ama gerek otelden biraz geç çıkmamız gerekse ilk girdiğimiz yer olan Picasso Müzesi'nde biraz fazla oyalandığımız için gitmeyi planladığımız Museu Nacional d'Art de Catalunya ve Joan Miro Müzesi gibi yerlere girme fırsatımız olamadı. Montjuic Tepesi ve çevresini dolaştık ve tertemiz sıcak havanın tadını çıkardık. En sonunda İspanya'nın değişik bölgelerinden eski evlerin sergilendiği bir açık hava müzesi olan Poble Espanyol'u ziyaret ettik. Akşam ise Plaça d'Espanya'da bulunan Arenas Commercial Centre'ı ziyaret ettik. Son durağımız da La Rambla Caddesi üzerindeki erotik müze oldu.

Picasso Müzesi

İspanya'nın Malaga şehrinde dünyaya gelen ressam Pablo Picasso'nun eserlerinden oluşan koleksiyon burada sergilenmekte. Picasso'nun 4000'den fazla eserinin sergilendiği müzeye giriş her ayın ilk pazarı ücretsiz.

Tabi girişi belirli günlerde ücretsiz olan bütün müzelerde olduğu gibi Picasso Müzesi'nde çılgın bir sıra beklemek kaçınılmaz olacak. Ayrıca içeri girmeyi başarsanız bile size belirli bir giriş saati veriliyor ve istemeden orada yarım saat- 1 saat civarı beklemeniz gerekebiliyor. Örneğin bize yarım saat sonra giriş yapacak şekilde bilet kesmişlerdi. Bu gibi vakit kayıplarını önlemek için erken kalkmanızın işinize yarayacağını düşünüyorum.

Müzede Picasso'nun resimlerinin sergilendiği odalarda dolaşırken aynı zamanda onun hayat hikayesi hakkında detaylı bilgiye sahip olabiliyorsunuz. Sürekli yer değiştiren, Paris, Barcelona gibi pek çok yere seyahat etmiş, buralarda hayatının bir kısmını geçiren Picasso'nun stili Kübizm akımıyla özgünlük kazanmadan önce pek çok evreden geçmiş. İlk başta güzel ama farklılık yaratamamış çalışmalara imza atan Picasso'nun adeta evrim geçiren tarzını yakından gözlemleyebilmek güzel bir deneyimdi.

İçeride fotoğraf çekmek yasak ve her odada kontrol yapılıyor. Sorry gençler, o konuda çok uyanık olamadım.

Picasso'nun ilk resimlerinden


Bir de müzede odaların numaralandırılması çok karışık olmuş. Güya kronolojik sıraya göre takip etmeye çalışıyorsunuz ama okla gösterilen yönde ilerlediğinizde, atıyorum, 16 no.lu odadan 22. no lu odaya geçiveriyorsunuz birden. Müzenin içi o açıdan çok karışıktı. Dolaşırken biraz can sıkıcı olabiliyor bu durum.

***
Bir sonraki durağımız olan Museo Nacional d'Art de Catalunya'ya gitmek için metroya biniyoruz ve şimdi de Plaça Espanya'dayız.

Museu Nacional d'Art de Catalunya

Plaça Espanya şehrin Plaça Catalunya dışındaki büyük ve gösterişli meydanı. Buradan Museu Nacional d'Art de Catalunya'ya beş dakika yürüme mesafesiyle ulaşabiliyorsunuz. Hemen arkası ise Montjuic Tepesi denilen bölgeye çıkıyor.

Müzenin binası oldukça devasa bir büyüklüğe sahip. Binaya ulaşmak için bir süre merdiven çıkıyorsunuz, ama korkmayın çünkü yürüyen merdiven seçeneği de mevcut.



Müzeye yaklaştıkça kulağımıza akordeon ve gitar sesleri çalınıyor. Merdivenleri çıktıkça önde Plaça Espanya, arkada ise muhteşem bir Barselona manzarası bize merhaba diyor.

Nihayet müzenin kapısına geldiğimizde saat 3'ü biraz geçiyordu. Nasıl o kadar oyalanmışız ben de bilmiyorum. Ancak, müzenin 3'te kapandığını duyunca erken çıkmadığımız için kendimize biraz gıcık kaptığımız doğrudur.

Ortaçağdan 20. yüzyıla Katalan sanatına ait eserlerin sergilendiği müzenin giriş ücreti normalde 12 euro olsa da o gün giriş ücretsiz müzelerden biriydi. Ne yazık ki içeri giremediğimiz için müzeyle ilgili bir gözlem sunamıyorum size :/



Ama hiçbir şey yapmadan müzenin önünde oturmak bile başlı başına güzeldi. Burası Barselona'da sokak müzisyenlerinin hünerlerini konuşturduğu pek çok noktadan biri. Eşsiz manzara eşliğinde hiçbir şey yapmadan orada oturmanızı ve hiç olmazsa bir  yarım saat geçirmenizi öneriyorum. Bu arada müzenin önünde şehrin dört bir yanını yakından izleyebileceğiniz bir dürbün var. 1 euro atarak 1-2 dk boyunca etrafı izleyebiliyorsunuz.

Not: Joan Miro müzesi de bu bölgede olmasına rağmen 3'te kapanan bir başka müze, o yüzden buraya da uğrayamıyoruz.

Poble Espanyol

Bir sonraki durağımız bir açık hava müzesi olan Poble Espanyol. Museu Nacional d'Art de Catalunya'dan yarım saatten biraz daha uzun bir süre boyunca yürüyerek buraya ulaştık. Montjuic tepesi gerçekten Barselona'nın Rumelikavağı'sı, Polonezköy'ü gibi adeta. Şehirdeki kalabalığın ve hareketliliğin yerini yemyeşil ağaçlar, orman kokusu, şehir manzarası, beş dakikada maksimum 3 arabanın geçtiği caddeler, yaya ve bisiklet yolları alıyor. Hava öyle güzel ki sanat müzesine giremediğimiz için seviniyoruz bile. Yoksa böyle yaylana yaylana dolaşıp kafamızı dinleyemezdik.

Derken saat 4 buçuk dolaylarında Poble Espanyol'a ulaşıyoruz.

Giriş yetişkinler için 12, biz öğrenciler için 9.5 euro.



Burada temel olarak İspanya Krallığı'nın özerk bölgelerine (Endülüs, Castilla vs,) özgü binaların replikaları yer almakta. Her binanın üzerinde binaya dair ufak açıklamalar yazılmış olmasının yanında her özerk bölgeye ayrılmış birer bölüm var. Çeşitli yerlere yerleştirilen büyük tabelalarda özerk bölgelerdeki evlerin iklim, siyasi şartlar, yükselti, denize uzaklık gibi faktörlere göre nasıl inşa edildiği anlatılmış.

Kış mevsimi dolayısıyla içerisi oldukça sakin, bir grup Türk dışında pek kimseye rastladığımız söylenemez. Sanki bir hayalet kasabada dolaşıyormuşuz hissi veriyordu bu.

Evlerin bazıları restoran ve hediyelik eşya dükkanı olarak kullanılmak üzere restore edilmiş ama burası her gün böyle ıssızsa bu insanlar için işler pek bir kesat olmalı. (Yemekle ilgili yazımda buranın restoranlarıyla ilgili yorumlarını bulabilirsiniz.)

Centro Comercial Arenas de Barcelona:

Poble Espanyol'da sıcak çikolata içmek için girdiğimiz restoran kapanmak üzereydi, ancak içerideki kadın İngilizce bilmemesine rağmen bizi sıcak çikolata içebileceğimiz bir yere götürmeyi başardı. Yol boyunca bana Katalanca'yla en büyük imtihanımı yaşattırsa da sanki kırkı yıllık tanıdığıymışız gibi samimiydi. (Tabi aşırı hızlı konuşmasından dolayı bana öyle gelmiş olabilir.)



Bizi Plaça Espanya'daki devasa alışveriş merkezi Centro Comercial Arenas de Barcelona'ya getirdi. Burası dışarıdan boğa güreşlerinin yapıldığı bir arena zannedilebilir, nitekim 2011 yılına kadar da öyleymiş.


İçerisi oldukça modern bir şekilde dekore edilmiş, mağazaların yanında restoranlar ve pastaneler ön plana çıkıyor. Ayrıca içeride bir adet Rock Museum varmış, biz gitmedik ama bilseydik giderdik tabi. Müzede Beatles ve Rolling Stones gruplarina ayrılmış bölümlerin yanında rock müziğin tarihçesi hakkında bilgi verici eserler ve eşyalar bulunmaktaymış.

Erotic Museum:

Akşam La Rambla caddesi üzerindeki Erotik Müze'ye girmeden edemedik. Giriş ücreti 8 euroydu. Girişteki görevli bizlere birer kadeh şampanya ikram etmeyi de ihmal etmedi.

İçeride tarihin farklı kesimlerinden erotizme farklı bakış açılarını yansıtan eserler ve tabi ki erotik müzelerin vazgeçilmezi olarak 30 yılların çılgın pornoları sergilenmekteydi.

Ne de güzel söylemiş :)


Müzenin en ilginç yanı da Picasso ve Marilyn Monroe'nun özel hayatına ilişkin hayret verici bilgiler kazandırmasıydı. Ozellikle Picasso'nun nasıl bir yaşlı kurt olduğunu öğrendiğinizde şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz.

4. GÜN

Barselona'daki son günümüzün ilk yarısında sevgilimle farklı rotalar cizmeye karar verdik.  O Contemporary Art Museum'a giderken ben de kendimi Barselona'nın simgesi haline gelen Camp Nou'da buldum. Öğleden sonra ise dış görünüşüne bayıldığım Gaudi eseri Casa Mila (La Pedrera) ya gittik.

Camp Nou

Burasi Barcelona'nın kuzey batı köşesinde merkezi yerlere biraz uzak bir stadyum.

FC Barselona futbol kulübünün 1957'den beri kullandığı stadyumda 23 euro gibi bir paraya kıyarak uzun bir tur atabilirsiniz.

Tura ilk önce müze kısmından başlanıyor. Burada takımın Joan Gamper tarafından kurulduğu 1899 yılından günümüze tarihçesi uzun uzun anlatılmış. Özellikle 30lu yıllar ve sonrasında diktatörlük dönemlerinde yaşadıkları inanılmaz zorlukları okuyunca baya bir etkilendiğimi söyleyebilirim.


Bunun yanında müzede efsane futbolculara ait forma, ayakkabı gibi eşyalar, kazanılan kupalar, tarihteki kritik maçların özetleri ve tabi ki Messi'ye ayrılmış bir bölüm de var.



Daha sonra futbolcuların soyunma odalarını geziyorsunuz. Burada jakuzisinden masajına her sey mevcut. Bir de onceki akşam yapilan Villa Real Karşılaşmasına ait bir akış listesi de vardı.

Ardından futbolcuların maç öncesi dua ettikleri kilisenin önünden geçerek sahaya çıkıyorsunuz. Tribünlerde kulübün mottosu haline gelen Mes Que Un Club (bir kulüpten daha fazlası) yazısı okunuyor. Tribünlerde de gönlünüzce dolaştıktan sonra hediyelik eşya forma gibi şeylerin satıldığı
store'a çıkıyorsunuz.


Hani bir klişe laf var ya "futbolu seven sevmeyen herkes burada iyi vakit geçirebilir" . O laf klişe ama doğru arkadaşlar.

Casa Mila

Bloglardan Barselona'yı okurken en çok ilgimi çeken şeylerden biri de bu oyma taş görünümlü binaydı. Nihayetinde bu gezimde burayı da görebilme şansım oldu.



Gaudi'nin yine o dönemin zenginlerinden Pere Mila ve Roser Segimon için inşa ettiği bu muhteşem bina 1984 yılında Dünya Mirasları listesinde kardeşleri arasındaki yerini alıyor.

Giriş ücreti yetişkinler için 20.50, biz öğrenciler içinse 16.50 euro. Audioguide da yanında

Tura ilk olarak asansörle çatıya çıkıp oradan başlıyorsunuz. Çatıda yine Casa Battlo'dakine benzer figürler yer alıyor.

Tavan arasında ise Casa Mila'nın kendisinden çok Gaudi'nin diğer eserleri ve genel olarak hayatı konu alınmış. O nedenle burada evle ilgili yeni bir bilgi edinememek ufak da olsa hayal kırıklığı yaratıyor.

Daha alt katlarda ise restore edilmiş oturma odası, yatak odaları, banyolar ve mutfaklar arasında dolaşıyorsunuz. Sanki gerçekten o evde biri oturuyormuş da bir anda çıkagelip "Ne işiniz var lan evimde?" diye bağıracakmış gibi. Özellikle çalışma odası ve odanın gördüğü manzara o kadar güzeldi ki ciddi ciddi bu evi satın alma planları yaptırdı bir süre.

Genel olarak kısa bir tur olduğu için pek bir şey anladığımı söyleyemem, ama evin içini, odaları gerçekten görmek gerekli çünkü içerideki odalarda hakikatten gerçekçi bir atmosfer yakalanmış.

***

Uzun lafın kısası, Barselona'yı gezmek için gittiğiniz mevsim fark etmeksizin 1-2 günden fazlasını ayırmanız gerekiyor. Öyle ki ben de bu şehirle ilgili yazımı 2'ye hatta 3'e bölmek durumunda kaldım. En güzeli de bir şehirde 3-4 gün kalınca o şehrin farklı yönlerini görebiliyorsunuz ve günlük hayatı ucundan biraz anlamaya başlıyorsunuz.

Tabi ki Barselona ve çevresi yaz tatilini geçirmek için uğrayacaklarım listesinde ilk sıralarda, özellikle sahil kısımlarını ve La Rambla Caddesi'ndeki yaz şenliklerini görmek gerekir diye düşünüyorum.


2 yorum:

  1. Merhaba, ellerinize sağlık, bir hafta sonra ispanya ya gideceğiz, önerilerinizi deftere not ediyoruz :) Bir sorum olacaktı ilk kez yurtdışında bulunacağım da öğrenci indirimi Türkiye öğrencileri için mevcut değil diye biliyordum, Avrupa öğrencisi misiniz, yoksa geçerli ben mi yanlış biliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, halis muhlis Koc Uni öğrencisiyim :) Butun Avrupa icin bir genelleme yapamam ama spesifik olarak Barselona icin konusayim, ogrenci indirimi uygulanan her yerde indirimden faydalanmak icin universite id kartimi gostermem yeterli oldu. Ustelik kartta bilgilerim Turkce olarak yaziyordu. Buna ragmen sorun cikmadi. Size simdiden iyi gezmeler :)

      Sil

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Google+ Followers

Google+ Badge