29 Ocak 2015 Perşembe

Toledo'da Birkac Saat

"İspanya'da nerelere gitmeliyim?" sorusunun popüler cevaplarından biri Toledo. Madrid'e 1 saat uzaklıkta olması, UNESCO Dünya Miras Listesi'nde olması gibi gerçeklerin yanında Google'da arattığımda karşıma çıkan panoramik görüntüleriyle de beni cezbetmeyi başardı.



İdil'le birlikte uçakla Madrid'e gittiğimizde oradaki bir günümüzde Madrid'i gezmek ve Toledo'ya gitmek seçenekleri arasında sürekli gidip geldik. Bir şekilde Toledo'yu seçtik işte.


Ulaşım şöyle oluyor, daha doğrusu biz şöyle ulaştık: Madrid'de Barajas Havaalanı'ndaki terminallerden şehir merkezine giden Airport Express var. O sayede son durak olan Atocha Renfe metro durağına ulaştık. Daha sonra mavi line (L1) kullanarak Pacifico durağına gidip buradan gri line'a (L6) aktarma yaptık. Plaza Eliptica durağında indik. Bu meydandan Toledo'ya yarım saatte bir Alsa otobüsleri kalkıyor.

Uzun lafın Toledo'daki otobüs istasyonu şehrin hemen dışında saçma sapan bir  yere kurulmuş. Elimizde ne bir harita ne bir şey, pembe-gri evleri kendimize kutup yıldızı belledik. Bir şekilde şehrin içine girebildik.

İlk izlenimlerimi özetlemek gerekirse, kendimi Asmalı Konak dizisinin setinde buldum diyebilirim. Yani evlerin dizilişi, sokaklar falan bana bir konak dizisini anımsattı nedense, bilmiyorum.




Yer yer üşüdüğümüzü kabul etmem gerekir, ama bu havanın soğukluğundan çok aşırı rüzgarlı olmasından kaynaklanıyordu.

Nihayet bir info center bulduk ve güzel bir harita edindik. Bu arada nasıl olduysa konu nereli olduğumuza gelince, info desk'teki kız bize şu klişe "Türkçe'de "Thank you" nasıl söylenir?" tarzı sorular sordu. Evet bu da böyle bir anımdı.

Saat olmuş dört buçuk, nereye gitsek bilmiyoruz. Listede pek çok yer var. Bir kısmı kapanmak üzere, bir kısmı 7-8 gibi kapanıyor. Tabi bizim de akşam on gibi Madrid'e geri dönmemiz lazım. Dolayısıyla vaktimiz o kadar kısıtlı ki ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Benden söylemesi; buraya sabahtan gelmek lazım.

Biz burada iki yer gezebildik, o yüzden sizlere de bunlarla ilgili bilgi aktaracağım.

1- Santa Fe Müzesi (El Museo Cultural de Santa Fe): Elbette ki Toledo'da gidilmesi gereken ilk yerlerden değil, ancak yine de biz girdik (karşımıza çıktı ve açıktı). Gayet güzeldi içerisi. Contemporary art sergisi vardı ve gerçekten çok orijinal eserler vardı içeride. Tabi asla İngilizce bir açıklama olmadığı için resimlere öylece bakıyorsunuz ama olsun. Bir iki örnek vermek gerekirse.


Aynı resmin iki farklı açıdan görünüşü; ilkinde İspanyolca "Solo Espero Ver" ikincisinde ise "I only see..." diye başlayan çevirisi var.

İçeri giriş de bedavaydı gayet. Hatta biraz daha kalsak görevli kadın bize çorba falan yapacaktı herhalde.



2- Posada de la Hermandad: Burada Leonardo da Vinci'nin temel fizik kanunları, basit makineler ve mühendislik bilgileri ışığında yaptığı (ya da yapmaya çalıştığı) icatların büyük ölçekli maketleri sergileniyor. Kendisi özellikle kuşları yakından inceleyip nasıl uçabildiklerini analiz etmeye çalışmış ve bu doğrultuda aşağıdaki şekilde tavanda gördüğünüz kanatlı mekanizmayı yaratmaya çalışmış. Her ne kadar başaramamış olsa da bu alanda yaptığı çalışmalar hakkında bilgi sahibi olmak günün çorbasına hoş bir baharat oldu benim için.



Toledo'da böyle bir müzeye rastlayacağımı hiç hayal etmezdim, o yüzden baya bir sevindirik oldum.

Dipnot: Leonardo da Vinci'nin kuşlarla münasebetini anlatan bir National Geographic belgeseli varmış, dönünce yapılacaklar listeme bunu izlemeyi de ekliyorum.

Giriş 4 euro, öğrenciyseniz 3. Üniversite ID kartınızı göstermeniz yeterli.

Bir de Toledo'da yapamadıklarımız var tabi:

1- Iglesia de Santo Tome Kilisesi, 18:30'da kapanıyordu ve biz 18:28 gibi vardık buraya. Kapıları tam kapanmadan içeri bir göz attık, karanlık ve korkutucuydu.



2- Çuf Çuf lokomotiflerle panoramik şehir turu: Bu aslında bildiğimiz tren değil pek, daha çok turistik amaçla yapılmış taşıtlar. Bunlara binip şehrin her noktasını geziyorsunuz. Özellikle günübirlik gidecek olanların yapmasını tavsiye ediyorum. Tabi akşam yedide trenin kalktığı meydana geldiğimizde seferlerin bittiğini öğrendik, bu da üzdü biraz.



3- Panoramik görüntü yakalamak: Bu da yaya olarak kolay kolay yapabileceğiniz bir şey değil zaten. Türkçesi Tejo Nehri olan Tagus River'ın (şehri üç taraftan çevreliyor) karşısına geçmeniz gerekiyor. Hava da kararmışken oraya gitmeye vaktimiz yetmeyeceği için bunu da başka bahara bıraktık.

4- Alcazar de Toledo: Toledo'da görülmesi gereken en önemli yapılardan biri, bugün askeri müze olarak kullanılıyor.

5- Kılıç atölyesi. Hollywood savaş filmleri için kılıç üretimi yapılıyormuş, üstelik kılıç yapımı da izlenebiliyormuş. En çok da buna gitmek istiyordum.

E tabi düşününce "Hiç gitmeseydim de olurmuş" diyor insan bu kadar önemli şeyi kaçırdıktan sonra. O zaman ezberlediğimiz şu cümleyi hep bir ağızdan okuyoruz: Bir dahaki sefere gelmem için bahane olur.

Gelelim yemek meselesine:

İlk tapasımı burada denedim ben. Gittiğimiz mekanın adı El Trebol'dü. Çalışanlar çok az İngilizce bilseler de gayet sıcakkanlıydılar o yüzden hemen anlaşıverdik. Ben burada "Bomba" isimli bir tapas denedim. Çıtır pane kaplı patates kroketinin içinde domuz eti kıyması ve üzerinde de sosu vardı. Oldukça lezzetli ve doyurucuydu, tapas olayına iyi bir giriş yapmamı sağladı. Ayrıca gayet makul bir fiyatı vardı (3 euro).

Ayriyetten bir kadeh sangria 2.5 euro olup litresi de 10 euro idi.

Evet Toledo'yu görmüş olduk ama kesinlikle hakkını vererek gezdiğimi düşünmüyorum, o yüzden bu yazı da çok eksik kaldı. Ayrıca havanın kapalı olmasından ötürü biraz da kasvet vardı şehirde sanki. Uzun lafın kısası Toledo'ya ileride bahar ya da yaz aylarında mutlaka tekrar gidilecek ve yukarıda yapamadıklarım listesindeki şeylerin tamamı yapılacak!

2 yorum:

  1. Sevilenle yola çıkmak da ayrı keyiftir eminim.. İspanya'yı ben de çok merak ediyorum yönetim yapısından mıdır nedir merakıma mucip işte :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka gidin bence ozellikle de bahar aylarinda (kisin birazzz soguk oluyor :))

      Sil

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Google+ Followers

Google+ Badge