30 Ocak 2015 Cuma

BARSELONA (Konaklama-La Rambla-Barri Gotic, Ilk Iki Gun)

Ben hayatımda hiç bir yerde bu kadar sık acıktığımı hatırlamıyorum!!



Herkes için farklı bir anlamı var Barselona'nın. Kimi için "Bir Kulüpten Daha Fazlası", kimi için Gaudi'nin eserlerindeki ışık oyunları, kimi için sadece kalabalığa karışıp Gotik Mahallesi'nin sokaklarında kaybolmak...

Bunların hepsi bir yana, Barselona'nın benim için en belirgin özelliği beni sürekli acıktırması, iştahımı arttırmasıydı.
Mecaz anlamında söylemiyorum, ne kadar yersem yiyeyim maksimum 2 saat sonra yeniden acıkmaya başlıyordum ki bu başka hiçbir şehirde başıma gelmeyen bir şey.

Ha, bir de tatile çıkmadan önce satın aldığım selfie çubuğuyla fotoğraf çekmeye çalışırken embesillikte zirveye çıktığım anları hatırlıyorum.

Barselona'da sevgilim İdil'le tam dört gün kaldık. Şunu söyleyebilirim ki, Barselona'yı tam anlamıyla gezebilmek istiyorsanız en az üç güne ihtiyacınız var. Çünkü gerçekten gezilmesi gereken çok fazla yer var ve nerede kalırsanız kalın bu yerlerin bazıları yürüme mesafesiyle ulaşamayacağınız kadar uzak olacaktır.

Barselona seyahatimi 3 ana başlık altında toplayabilirim: Konaklama, gezilecek yerler ve yemek. Özellikle yemek kısmı çok meşakkatli bir iş.

Yazıyı çok da uzatmamak adına ikiye böleceğim: Bu yazımda Konaklama, gezilecek yerlerden Barri Gotic ve La Rambla Caddesi ile ilk iki gün gezdiğimiz yerlerden bahsedeceğim. Diğer yazımda ise Son iki günümüzü anlatıp yemek mevzusundan bahsedeceğim.
KONAKLAMA:

Barselona'da konaklayacağınız yerin merkezi olması çok önemli. Merkeziden kasıt gezilmesi gereken yerlerin çoğuna 30 dkdan az yürüme mesafesinde olması, şehrin İstiklal Caddesi olarak anılan La Rambla'ya yakın olması vb.

Bloglarda görülmesi gereken yerlerin başında Gotik Mahallesi (El Barri Gotic) geliyor. Ben de size oraya mutlaka gidin demiyorum, orada kalın diyorum. Neden mi? Bir kere sabahları şöyle bir balkon manzarasına uyanabilmek bile yeterli bir sebep.
Balkon Manzaramız

Bunun dışında tabi ki La Ramba'nın hemen bitişiğinde olması da burada kalmayı avantajlı kılıyor.

Yine güzel barların ve restoranların bu bölgede toplandığını da belirteyim. (Detaylar bir sonraki yazımda)

Biz bu muhitte Hostal Nitsz BCN isimli hostelde kaldık. Fiyatlar kış mevsimi olması nedeniyle de gayet makuldü. 2 kişilik odada geceliği 30 euroya kaldık. Oda gayet geniş ve temizdi, Odada lavabo da mevcuttu. Geceleri baaazen ısıtma yetersiz olabiliyordu, o da tek eksisi. Ayrıca resepsiyondakiler bize tapas mekanları konusunda çok çok yardımcı oldular. Bir de sabahları buram buram waffle kokuyordu da biz istemeye cesaret edemedik nedense. Aklınızda bulunsun :)

GEZİLECEK YERLER: GENEL

Dört gün kalmış olmamızın en iyi yanı gezmemiz gereken yerleri yaylana yaylana gezebilmemiz oldu. Genelde günde iki yer geziyorduk, üç de olduğu oluyordu. Sabah saatlerinde bir yeri geziyorduk, öğlen 1'den akşam üstü 4-5'e kadar da bir başka yeri. Akşam da genelde Gotik mahallesi ve çevresinde tıkınma derdinde oluyorduk.

Bu arada bu yazıyı okurken "Oralara yazın gidilir, kışın ne işiniz var olm?" diyebilirsiniz. Şöyle ki yazın deniz tatili yapmak için mutlaka gidilmesi gerekir ama yazın gitmenin de bazı dezavantajları olabilir.

1- 40 dereceye yaklaşan Güneydoğu Anadolu sıcaklarında buharlaşıp gaz halinde dolaşabilirsiniz.

2- Ya da başta La Sagrada Familia olmak üzere pek çok yerde minimum bir saat kuyruk beklerken eriyip sıvı halinde dolaşabilirsiniz.

Kışın gitmenin ideal tarafı, bütün kültürel gezilerinizi gerçekleştirebiliyorsunuz. Böylece yazın deniz tatili için geldiğinizde "Ay kim şimdi bu sıcakta Park Güell'e gidecek?" demiyorsunuz.

Tabi Güney Avrupa'dır, Akdeniz'dir, kışları ılıktır dedik ama öyle bir dünya da yok ne yazık ki. Gündüz güneş açınca her şey yolunda, eyvallah, montunuzun önü açık gezebiliyorsunuz. Ne zaman ki güneş batıyor, o zaman da rüzgar eşliğinde yavaş yavaş üşümeye başlıyorsunuz. Özellikle deniz seviyesinden yüksekteyseniz akşamları baya bir kalın giyinmeniz gerekebilir. Barselona'ya kışın gelirken bunlar aklınızda olsun efenim.

Daha detaylı bahsetmek gerekirse;

La Rambla:

Şehrin en uzun ve işlek yolu. Bir tarafı şehrin merkezi olan Plaza Catalunya'ya, diğer tarafı da sahil tarafındaki Port Vell'e ve marinaya çıkıyor. Cadde aslında pek çok küçük caddenin art arda dizilmesiyle oluşmuş.



Özellikle yaz mevsiminde burası sokak müzisyenlerinin, sokak dansçılarının, karnavalların ve gösterilerin en yoğun olduğu yer oluyormuş. Günün her bir saatinde farklı bir şeyler oluyormuş. Özellikle akşamları kıyıda köşede duvar kenarlarında müşterilerini bekleyen hayat kadınlarıyla karşılaşabilirsiniz.

Tabi -mış -muş dediğimiz şeylere biz pek tanık olamadık, zira mevsimlerden kıştı. Ha, cadde yine her saat hareketliydi orası ayrı, ama genelde bu kalabalık turistlerden çok işi gücü olan yerli halktan oluşuyordu. Tabi arkadaşlarımın dediğine göre yazın tam bir karnaval yeri oluyormuş. İkinci defa gidilecek şehir no 14309.

Bu arada caddenin Plaza Catalunya'ya yakın olan kısmında Carrefour var, ancak 7/24 açık değil ne yazık ki. Bunun dışında daha da geç saatlere kadar açık olan "Supermerkat"lar mevcut. Abur cubur, su ve hatta sangria ihtiyacınızı bu marketlerden çok makul fiyatlara karşılayabilirsiniz.

Caddenin en fazla dikkat çeken yeri ise La Boquera adını verdikleri kısım. Burası aslında bizdeki salı pazarı, perşembe pazarı tarzı pazarlardan. Tabi sattığı kıyafetlerin üstüne çoraplarıyla basan bir milyoncular yok :) Yemek kısmında da bahsedeceğim ama, içeride değişik tatlar tadıp karnınızı kolayca doyurabilirsiniz. Kış olduğundan olsa gerek tezgahların bir kısmı kapatılmıştı ancak yine de meyve suları, çikolatala, sandviç ve kekle dolu çok sayıda tezgah açılmıştı.

Cadde üzerinde bulunan Museu de L'Erotica ve Palau Güell de ziyaret edilmesi gereken yerler arasında başı çekiyor. Detaylarını bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Barri Gotic (Gotik Mahallesi): 

Barselona'nın Antik Roma döneminde şehir merkezi olan bu muhitte önemli bir kısmı Ortaçağ'dan kalma olan evler, dar ve labirentimsi sokaklar, pek çok küçük meydan ve huzur verici bir atmosfer karşılıyor sizi. Özellikle de burada konaklıyorsanız güne her başladığınızda kendinizi İkinci Bahar dizisinin setindeymiş gibi hissedebileceğiniz güzellikte sokaklarda buluyorsunuz.



Joan Miro'nun doğup büyüdüğü, Picasso'nun da hayatının bir kısmını geçirdiği bu bölge sadece bu özelliğiyle değil, küçük meydanlarında her an rastlayabileceğiniz sokak müzisyenleriyle de buram buram sanat kokuyor. Zaten Picasso Müzesi de yine bu bölgede.

Öne çıkan diğer yapılar arasında Cathedral of St Eulalia (Barselona Katedrali), Katedralin bulunduğu meydandaki Roman Wall, Santa Maria Del Pi Kilisesi ve Museu d'Historia De Barcelona (Tarih müzesi) yer alıyor.

Yine bu bölgede bulunan Portal de l'Angel isimli cadde de şehrin en turistik yerlerinden biri. Burası bir nevi Barselona'nın Nişantaşı'sı çünkü yol boyunca sağlı sollu dünyaca ünlü (ve tabiki de pahalı) markalar sıralanmış durumda.

Bölge gündüzleri de akşamları da kalabalık, barlar, tapas barlar, ucuz-pahalı pek çok restoran, hediyelik eşya dükkanları ve süpermarketler her köşede karşınıza çıkıyor.

Tabi dikkat edilmesi gereken nokta, özellikle de yalnız gidiyorsanız, gece dolaşırken birazzzcık sıkıntı yaşayabilirsiniz. Sizden sigara vs isteyecek, ya da sigara vs. satmaya çalışacak tekinsiz tipler olabiliyor. Cevap bile vermeden sakin sakin yürüyüp geçmenizi öneririm. Kimse peşinize takılmıyor. Ama hırsızlık olayına da dikkat etmek gerek. Barselona hırsızlık vakalarının en çok yaşandığı şehirlerden biri. İnternete Barselona yazdığınızda okuyacağınız hemen her blogda yazarlar sizi bu konuda uyaracaktır.

Bir kere şunu söyleyeyim; Kimse önünüze çıkıp boğazınıza bıçak dayayıp "Ya paranı ya canını" demiyor. Ama tabi dalgınlığınıza gelir, çantanızı yere, oturduğunuz masaya, ödeme yaparken kasaya (kafiyeli oldu) falan koyup muhabbete dalarsanız, bir nefes alış-verişiniz kadar kısa sürede çantanızı alıp gidebilirler ve ruhunuz duymaz. En azından öyle deniyor.

Ben mesela değerli eşyalarımı hep yanımda taşıdım, bir el çantam vardı. Daima çapraz taktım ve üzerine mutlaka en az bir hırka bir de mont giydim. Restoranda oturduğum zamanlarda bile bu çanta çapraz takılı kaldı. Sonuçta zırnık çaldırmadan tatilimi tamamlamış oldum ;))

La Rambla Caddesi ve Gotik Mahallesi her gün takıldığımız yerlerdi. Sırada ilk iki gün gezdiğimiz yerler var.

NERELERİ GEZDİK

1. Gün:

Barselona Katedrali (The Cathedral of The Holy Cross and Santa Eulalia):

Gotik Mahallesi'nin en önemli yapılarından olan katedral 14. yüzyılda gotik tarzında inşa edilmiş. Ön cephesi de 19. yüzyılda inşa edilmiş olup Neo-Gotik tarzını yansıtıyor. Daracık sokaklardan geçip bir anda bu katedralin önüne çıkmak insanın büyülenmesine yol açıyor.

Katedralin girişi 6 euro. Öğrenci indirimi yok.

İçerisi de en az dışarısı kadar büyüleyici. Hani öylece olduğunuz yerde durup etrafa uzuuun bir bakış atmanız gerekiyor nerede olduğunuzu anlamak için.

Katedralin içinde yan yana dizilen bölmeler ve şapeller var. Bunlar arasında en çok öne çıkanı Side Chapel of the Holy Christ of Lepanto. Buradaki haçın hikayesi çok ilginç, çünkü 1571 yılında yapılan Battle of Lepanto'da yani  hepimizin bildiği adıyla İnebahtı Deniz Muharebesi'nde (Osmanlı Devleti'nin Yükselme döneminde denizlerdeki ilk yenilgisi) Haçlı donanmasında savaşan bir Katalan gemisinden çıkartılmış. Efsaneye göre bu gemi kendisine atılan gülleden mucizevi bir şekilde kurtulmuş. Bu, Osmanlı donanmasının yenileceğine dair bir işaret olarak görülmüş.

Katedralin adını veren Koruyucu Aziz Eulalia Roma İmparatoru Diocletian döneminde Romalılar tarafından akıl almaz işkencelerle öldürüldüğünde henüz 13 yaşındaymış ( :( ) Katedraldeki geçitte bulunan 13 kaz figürü 13 yaşını simgeliyormuş. Kendisinin mezarı da katedralin içinde.

Katedralin tepesine çıkarsanız çok da muhteşem olmayan bir manzara sizi bekliyor. Muhteşem değil çünkü çok yüksekte değilsiniz ve etraftaki binalar ve tadilat yapılan yerler manzarayı kısmen kapatıyor.

Bu arada katedralin ön cephesine bakan meydanda rengarenk eski arabaların yan yana dizildiği sergimsi bir şey vardı. Bangır bangır müzik çalıyordu ve insanlar deli gibi fotoğraf çektiriyordu. Çok araştırsam da sergiyle ilgili bir bilgi bulamadım.

Casa Battlo:

Yavaş yavaş Gaudi 101 dersine giriş yapıyoruz.

Katalan mimar Antoni Gaudi'nin eserleri şehrin pek çok noktasında sıradan binalar arasından deyim yerindeyse LÖNK diye fırlıyor. Etraflarında günlük hayatta görebileceğimiz binalar olması bu yapıları daha da ilginç kılıyor bence.


Casa Battlo bunun en büyük örneği aslında. 1900'lü yıllarda tekstil sektörünün öne çıkan ismi Josep Battlo ve ailesi tarafından satın alınan ev aslında 1877 yılında inşa edilmiş. Daha sonrasında 1904-1906 yılları arasında burada tadilat falan yapılıyor.

Giriş yetişkinlere 21.5, öğrencilere ise 18.5 euro. Barselona'daki müzelerin hemen hepsinde olduğu gibi burada da öğrenci indiriminden yararlanmak için üniversitenizin öğrenci kartını yanınızda getirmeniz yeterli oluyor. Yok AB vatandaşlığıymış yok ISIC kartıymış gerek olmuyor. Bizim öğrenci kartlarımız Türkçe ama üzerinde "üniversite" kelimesi yazdığı sürece sıkıntı yok (Allahtan evrensel bir kelime bu). Bilete audio guide dahil, video guide istiyorsanız 3 euro daha veriyorsunuz ki bu bence çok gereksiz. Çünkü video guide'ı takip etmek daha zor ve etrafa doğru düzgün bakamıyorsunuz, baktığınızdan da bir şey anlamıyorsunuz. Audio guide yeterli.

İçeride her bir karede her bir detayda "vaaay" dedirtecek bir numara çıkıyor. Bir kere Gaudi'de müthiş bir doğa hayranlığı var ve bu evdeki her eşyaya yansıyor. Mantar şeklindeki şöminelerden tutun tavan arasında kaburga kemiklerini andıran kavisli duvarlara, çatıdaki ejderha derisini andıran motiflere kadar her şey doğanın bir yansıması. Kendinizi bir hayvanın vücudunda ya da mutasyona uğramış otların,bitkilerin arasında hissediyorsunuz.

Gaudi aynı zamanda eserlerinde güneş ışığını manipule etmesi, ışığın geliş açısının değişmesini kullanarak ışık oyunları yapmasıyla ünlü. Örneğin aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz mavi mozaik duvarın renk tonu katları çıktıkça değişiyor.
Üst katlara çıktıkça duvardaki mavinin tonu koyulaşıyor!


Bunun yanında mobilyalar da yine ortopedik ve yuvarlak hatlara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. Gaudi'nin tasarladığı sandalyeler hem kolay taşınacak hem oturduğunda sırtı rahatsız etmeyecek şekilde tasarlanmış.

Kısacası bu muhteşem kafayı anlamak için bu evi mutlaka ziyaret etmeniz gerekiyor!

2. Gün:

Bu günü full Gaudi günü ilan ediyoruz. Önceden aldığımız bilet doğrultusunda sabah 11:00'de Barselona'nın sembolü olan ve öyle olmayı da hakeden La Sagrada Familia'ya giriş yaptık. 2 buçuk- 3 saat kadar orada kaldıktan sonra Park Güell'e geçtik ve akşam güneş batana kadar orada kaldık. Akşam La Rambla ve çevresinde takılıp Barselona'da Cumartesi gecelerinin nasıl olduğunu gözlemledik.

Önceki günün aksine hava güneşli ve ılık, bu da günümüzün çok daha güzel geçmesini sağlıyor. En büyük korkum Barselona'da havanın hep kapalı olması ihtimaliydi, ama allahtan öyle olmadı.

La Sagrada Familia:

Yarım kalmış olmasına rağmen Gaudi'nin ve hatta Barselona'nın en ünlü eseri olan kilise.

En az mimarisi kadar yazın önünde oluşan çin seddi uzunluğunda bekleme sırasıyla da bilinir. Bu nedenle yazın gidecekseniz en az 2 gün önceden online bilet almanız gerekir. Bilet fiyatları çok değişiyor. Biz öğrenci olarak audioguide'lı biletleri 16.50 euroya aldık. Aynı bilet öğrenci değilseniz 19.5 euro. Tüm bilet fiyatları için bknz. http://visit.sagradafamilia.cat/?lang=en#tickets

Tabi low season olduğu için kuyruk muyruk yoktu. Yani aslında önceden bilet almasak da çok rahat girerdik içeri.

İçeriyi anlatmaya nereden başlasam bilmiyorum. Bir kere Gaudi için kilisenin içine girecek güneş ışığını filtrelemek inanılmaz önemliymiş. Audioguide'da Gaudi'ye ait dinlediğim cümle ışığın önemini çok iyi anlatıyor. "The amount of light should be just right,  not too much or too little, since both can cause blindness". Yani adam diyor ki, içerisi ne çok karanlık olmalı ne de gereğinden fazla aydınlık, çünkü iki durum da insanı kör eder. Pencerelerin şekilleri, büyüklükleri, üzerlerinde ışığın farklı renklerde filtrelenmesini sağlayacak renkli motif ve desenler, her şey bu tema üzerine kurulu. Sabah saatlerinde sarı-kırmızı tonlarda motifler barındıran camlardan giren ışık sarı-kırmızı tonlarında olurken ilerleyen saatlerde diğer pencerelerden giren ışık içeri mavi-yeşil tonlarında yansıyor. (ya da tam tersiydi)

Işık Oyunları


Sadece ışık değil, ses ve akustik de çok önemliymiş Gaudi için. Kilise korosu için yaptırılan balkonların boyutları hep bu dikkate alınarak tasarlanmış.

Kolonlar ise apayrı bir konu. Burada yine doğaya duyulan sevgi ön plana çıkıyor. Kolonlar resimde de görebileceğiniz gibi ağaç gövdesi ve dallarına benzerlik gösteriyor. Yapının sağlamlığı için bu kolonlar başta olmak üzere hemen her ögede bir oran-orantı söz konusu.

Dallanıp budaklanan kolonlar


Kilisenin dış yüzeyi ise başlı başına durup on saat incelemelik. Onlarca irili ufaklı heykel, sanki o döneme ait bir çizgi roman okuyormuşsunuz hissi veriyor. Bu heykeller, İsa'nın doğumundan ölümüne hayatındaki önemli olaylardan kesitler sunmakta.

Bununla da kalır mı Gaudi, kilisenin inşasında çalışan işçilerin çocukları için kilisenin yanı başında bir de okul yaptırmış. Hem sanatı hem de kişiliğine hayran olmamak elde değil (aşık oldum lan adama resmen :D)



Gaudi'nin ölüm hikayesi de "İnsanlık eskiden de zaten ölüymüş be" dedirtecek cinsten. Kendisi 1926 yılında tramway çarpması sonucu ağır yaralanıyor. Cebinde beş parası olmadığı için taksi sürücüleri onu hastaneye götürmeyi reddediyorlar, ayrıca yaşlılığında çok insan içine çıkmadığından sima olarak pek fazla da tanınmıyor. Nihayet hastaneye götürüldüğünde arkadaşları onu bulup daha iyi bir hastaneye aktarmak istiyorlar ama o bu isteklerini geri çeviriyor ("I belong here among the poor" diyerek kendisini fakir halktan üstün görmediğini ortaya koymuş oluyor). 3 gün sonra da hayata veda ediyor.

Kilisenin yapım aşamasını gösteren resimlerden biri


Bu trajik ölümden sonra yasa boğulan Katalan halkı Gaudi'yi ve eserlerini korumak için ekstra çaba sarf etmekte.

Bu arada La Sagrada Familia'nın bir de "Çılgın Proje"si var. Gaudi'nin ölümünün yüzüncü yılında yapımının tamamlanması bekleniyor. Hatta tamamlandığında yapının şu anki görünümünden tamamen alakasız bir uzay mekiği olacak ve hatta sanırım onunla Mars'a koloni falan yollayacaklar. Videosunu izlemek isterseniz; https://www.youtube.com/watch?v=RcDmloG3tXU&feature=youtu.be

Neyse, audioguide'ları dinlerken kilisenin iç ve dış kısmındaki numaralı tabelalara dikkat edin ve aletin üstündeki tuşlara ona göre basın. İlk üç tabela kilisenin dışında ve yan tarafında, onları dinledikten sonra içeri girin. Biz direk içeri daldık ve ilk üç seslendirmeyi dinlerken "Nereden bahsediyor bu karı?!?!" diye etrafa bakındık sürekli.


Mühendisliğin ve estetiğin olabilecek en ideal ve muhteşem şekilde harmanlandığı bu yapıya girmezseniz çok şey kaçırırsınız, paraya kıyılacak yerlerin başında geliyor.

Park Güell

Hazır hava da açmışken Gaudi'nin bir diğer önemli eseri olan Park Güell'e doğru yol alıyoruz. Burası şehir merkezinden biraz uzak ve yüksekte bir yer. Metroyla Lesseps durağına gelip buradan 24 numaralı otobüse bindiğinizde parkın hemen önünde iniyorsunuz.

Parkın etrafı da yer yer İzmir'i yer yer de Kalamış semtini andıran sokaklar ve evlerle çevrili.

Zengin bir iş adamı olan Eusebi Güell, ilk başta hem halka açık bir park alanı hem de soylu ailelerin şehir gürültüsünden uzak yaşayabileceği lüks evler inşa etmek istemiş. Evler yeterli talep göremeyince projenin ev inşası ile ilgili kısmı iptal olmuş. Parkın düzenlenmesi için Güell, Gaudi ile anlaşıyor ve 1914 yılında parkın düzenlenmesi tamamlanıyor. 1922 yılında da halka açılıyor.


Parka normalde giriş "ücretsiz". Ama Monumental Zone denilen kısma girmek için 8 euro vermeniz gerekiyor. Gaudi'ye ait görülmesi gereken eselerin yüzde 95'i de burada olduğu için bu bölgenin dışını gezdiğinizde buraya gelmiş sayılmıyorsunuz. Yani aslında parka giriş ücretli.

Monumental zone'un üst kısmı Gaudi yapımı mozaik yüzeyli banklarda serinlemek için oturup bol bol manzara izleyebileceğiniz kısım. Biz de burada selfie çubuğumuzu değerlendirmeye çalışıyoruz.

Çubukla çekebildiğimiz en güzel fotoğraf


Biraz aşağıda yine ağaç gövdesini andıran sütunlar, kaburga kemiklerini andıran geçitler, ejderha gövdesini andıran motifler ve yine doğaya duyulan sevginin göstergesi olarak küçük hayvan heykelciği şeklinde çeşmeler mevcut.






En aşağıda ise Gaudi'nin eseri iki tane ev var. Bunlardan biri Casa del Guarda. Burası müze haline getirilmiş. İçeride Gaudi'nin hayatı ve eserlerini, park ile ilgili projelerini ve parkın tarihini anlatan fotoğraf ve videolar mevcut. Burada biraz sıra beklemeniz gerekebiliyor çünkü evin belli bir insan kapasitesi var, herkes aynı anda giremiyor. Diğer binada ise restorasyon çalışması vardı.

Casa del Guarda


Parkın dışı ise bildiğiniz park aslında. Tabi yükseğe çıktıkça şehrin inanılmaz ötesi manzarasını görme şerefine nail oluyorsunuz. Tertemiz hava ve orman kokuları da cabası.



Güneş batınca fırtınamsı bir rüzgarın esmeye başlamasıyla burada durmak zorlaşıyor.

Barselona'ya bambaşka bir açıdan bakmak istiyorsanız burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

***
Cumartesi akşamı olmasından mütevellit barlar tıka basa dolu, La Rambla da oldukça hareketli. Ama tabi İstanbul'da bir Cumartesi gecesiyle kıyaslayacak olursak tabi ki bir İstiklal değil.

Akşam da Gotik Mahallesi'nde çok güzel bir restoranda yemek yiyoruz.

Bu restoranı ve yemek yediğimiz bütün güzel yerleri, son iki gün gezdiğimiz yerlerle birlikte bir sonraki yazımda paylaşacağım. Gideceklere iyi gezmeler, kalanlara iyi okumalar ve gitmek istemeler :)









13 yorum:

  1. Çok güzel olduğunu duydum ama gidemedim hala diliyorum gidebilirim bir gün :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlaka gidin ve gitmisken Dali'nin muzesini de gezin (sehir disinda oldugu icin vaktim olmamisti ama cok methediyorlar)

      Sil
  2. Kilise ile ilgili üç resim kırılmış. Ben göremedim. Hayranlık verici buldum. Masalımsı geldi. Park içindeki ev. İspanyollar da az çılgın değil. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba, öncelikle çok teşekkürler :) Kiliseden kastınız La Sagrada Familia mı acaba? Bende sorunsuz bir şekilde görünüyor tüm resimler, bir de farklı tarayıcıdan açmayı deneseniz?

      Sil
  3. Hikmet Arkadaşım resimleri sanırım siz çektiniz. Bayıldım resimlere. Daha önce giden arkadaşlarım oldu ama inanın bu kadar güzelliklerle dolu olduğunu şimdi görüyorum. Barcelona Katedrali muhteşem bir yapı.Hayran oldum. Aramıza hoş geldiniz. Yazılarınızı keyifle okuyacağım.Antalya'dan selamlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel yorumunuz için teşekkürler :) resimleri ben çektim evet. Yazının ikinci kısmını da bitirdim, resimleri düzenleyip yayınlayacağım. Keyifli okumalar :)

      Sil
  4. resimlere bayıldım hepsi birbirinden güzel...belki bizede nasip olur birgün gidip görmek...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba :) teşekkür ederim umarım siz de buraları gezebilirsiniz bir gün :)

      Sil
  5. İnşallah bir gün bende giderim :)
    http://sedefilemodamakyaj.blogspot.com

    YanıtlaSil
  6. Çok güzel bahsetmişsiniz..Eşimle bizim de hayalimiz kim bilir belki bir gün kısmet olur..

    Sevgilerle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, umarım hayaliniz gerçek olur :)

      Sil
  7. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Google+ Followers

Google+ Badge